Kaniş Krallığı’nın merkezi ve Anadolu’daki Asur Ticaret Kolonileri sisteminin başşehri olan Kültepe, Kayseri’nin 21 kilometre kuzeydoğusundadır. Erciyes’in (eski Argeus, Harahara, Harki ve Aşkaşipa) eteğinde, bereketli bir ovanın ortasında, Malatya ve Sivas’tan gelen güneydoğu ile Kahramanmaraş ve Adana’dan gelen tarihi ve doğal anayolların birleştiği noktada yer alan Kültepe’nin eski adı Kaniş veya Neşa’dır.

Doğanın sağladığı bu avantaj, onun eski dünya ticaretinde önemini arttırmış ve özellikle Mö 3. binin sonlarında ve 2. binin ilk çeyreğinde Anadolu-Suriye-Mezopotamya arasında parlak bir ticaret ve kültür merkezi olmasını sağlamıştır.

1948 yılından beri yapılan kazılarda, Kültepe’nin ancak 1/50’lik kısmı kazılabilmiş ve bu kazılarda günümüzden 5000 yıl öncesine ait yerleşim tabakalarına kadar inilmiştir.

Kültepe'nin önemi, günümüzden 4000 öncesine tarihlenen Asur Ticaret Kolonileri çağı yerleşiminden gelmektedir. Irak Devletinin sınırları içinde kalan ve başkenti Asur şehrinin olduğu krallığın, ticaret için çok sistemli bir ağ kurduğu ve bu ağın Anadolu'daki merkezinin de Kültepe olduğu bilinmektedir.

Bilindiği gibi tarih, yazıyla başlar. Anadolu insanı, okumayı ve yazmayı ilk kez Kültepe'de öğrenmiştir. Kültepe’yi merkez olarak seçen Asurlu tüccarlar, Anadolu insanına, sadece okumayı yazmayı değil, aynı zamanda devlet kurmayı, bürokrasiyi, protokolü, adalet ve hukuk sistemini de öğretmişlerdir. Zaten bu çağdan sonra, Anadolu'da Hititler, Kültepe'den edindikleri tecrübe ve birikimle, Anadolu topraklarında ilk kez merkezi otoriteyi tesis edecek ve Hitit Devleti’ni kuracaklardır.

Kazı ve araştırma tarihçesi

Kültepe adı, dünya müzelerine ve eski eser pazarlarına dağılan ve “Kapadokya tabletleri” olarak tanımlanan çivi yazılı belgelerin ilk ortaya çıktığı 1871 yılından beri bilinmektedir. Prof. Dr. Tahsin özgüç tarafından 1948 yılında Türk Tarih Kurumu adına başlatılmış olan bilimsel kazılar,  2005 yılında Prof. özgüç’ün vefatına kadar aralıksız olarak sürdürülmüş, 2006 yılından itibaren de başkanlığımda yürütülmektedir.

Kültepe iki bölümden oluşur.

Kaniş/Tepe/Höyük: Etrafındaki ova seviyesinden 21 metre yükseklikteki höyük, yaklaşık 550 metre çapındadır. Burası, Orta Anadolu höyüklerinin en büyüklerinden birisidir. Krallar ve yerel idareciler bu müstahkem Tepe’de ikâmet etmiştir.  

 

2. Karum/Aşağı Şehir: Asurlular’ın karum-liman olarak adlandırdığı Aşağı Şehir veya  Asur ticaret merkezi, Tepe’yi çevirmektedir. Tüm eski yerleşim alanının Tepe ile beraber çapı 2.5 kilometreyi geçer.  

Kazılar, Tepe’nin uzun ömürlü, Karum’un ise kısa, en çok 300 yıl iskân edilmiş bir alan olduğunu göstermektedir. Yerli halk ve yabancı tüccarlar burada birarada yaşamışlardır.

Kaniş 

Kaniş/Tepe’de sürdürülen kazılarda, beş ayrı kültür çağına ait 18 yapı katı saptanmıştır ve en erken yerleşim yaklaşık olarak günümüzden 5000 yıl öncesine giden Eski Tunç çağı I’e tarihlenmektedir. Ancak, tepedeki küçük sondajlarda, Kalkolitik çağ olarak adlandırılan ve günümüzden 6 bin yıl öncesine kadar giden daha erken döneme ilişkin veriler de saptanmıştır.

Kültepe'nin, en erken dönemlerden itibaren Orta Anadolu'daki önemli merkezlerden birisi olduğu anlaşılmaktadır. Kazılarda bulunan seramik ve mücevherat gibi ithal eserlerden, Kültepe'nin daha Eski Tunç çağı'ndan itibaren Suriye ve Mezopotamya, Kilikya ve Güneybatı Anadolu ile ticari ve kültürel ilişkiler içinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu ilişkiler, özellikle Mö III. Binyılın ikinci yarısından itibaren ivme kazanmıştır. Bu dönemde Kaniş'te dini ve idari nitelikli anıtsal yapılar inşa edilmiştir. Keşfedilen yerli seramiğin yanında, ithal seramikler, silindir mühürler, kıymetli maden-taş objeler, Kültepe’nin Akad (Mö 2334-2193), Post-Akad-III Ur (Mö 2192-2112) çağlarında bir taraftan Kuzey Suriye-Mezopotamya, diğer taraftan Truva ile sıkı bağlar içinde olduğunu kanıtlamaktadır.

Asur Ticaret Kolonileri çağı'nda Kültepe

Eski Tunç çağı'nın ikinci yarısında Mezopotamya ve Suriye ile başlayan ticari ve kültürel ilişkiler, Mö II. Binyılın başlarında iyice kuvvetlenir ve sistematik bir hale gelir. Asur Krallığının ve Asur Şehir Meclisi ve Kralı'nın kontrolündeki ticaretin Anadolu'daki merkezi Kültepe'dir. Esası maden ve tekstil ticareti üzerine kurulu ticaret düzeninde, Anadolu'da bulunmayan kalay, gümüş-altın karşılığında Anadolu halkına satılmıştır. Hammadde olarak alınan yün de, "Babil modası"na uygun olarak Asur'da dokutulup, Anadolu insanına yine gümüş ve altın karşılığında verilmiştir.

Asur'dan Kültepe'ye getirilen mallar, Anadolu içlerine kadar dağıtılmıştır. Alım-satımı yapılacak mallar ve bunların fiyatları, gümrük işlemleri ve ödenecek vergiler, saray memurlarının satın alacakları mallar ve karşılığında ödeyecekleri miktarlar, tüccarların güvenliğinin sağlanması gibi her türlü hak ve sorumluluklar Asur ile yerel krallıklar arasında yapılan antlaşmalarla tespit edilmiştir. Anadolu ile Mezopotamya arasında gerçekleştirilen ticaretin temeli karşılıklı kazanç ilkesine dayanmaktadır. Ancak bölgedeki ticarette Asurlular’ın kazancının Anadolular’a göre çok daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. 

Kültepe'de Asur Ticaret Kolonileri çağı’nı, Tepe'deki 8.-6. tabakalar ve bunların karum alanındaki çağdaşları olan II. ve Ib olarak isimlendirilmiş şehirler temsil eder. Yazılı belgelere ve arkeolojik buluntulara göre II. kat Mö 1920-1835; Ib ise Mö 1830-1720 yılları arasına tarihlenir. 1b katının üzerine kurulmuş 1a şehrinin en azından bir nesil devam ettiğine şüphe yoktur.

Tepe'de bu çağa ait 3 saray ve iki tapınak keşfedilmiştir. Bu saraylar yalnız ikamete tahsis edilmemiş, aynı zamanda birer depo/kervansaray olarak kullanılmıştır. Tüccarların Kültepe’ye dışarıdan getirdikleri mallar, doğrudan doğruya saraya götürülmüş ve vergi işlemi tamamlanana kadar kira karşılığında orada depolanmış/muhafaza edilmiştir. Onların bu önemli fonksiyonu, yapıların planlarını da etkilemiştir.

  Adlarını bildiğimiz beş Kaniş Kralı, sitadelde 7. katta inşa edilmiş büyük sarayda oturmuşlardır. Şiddetli bir yangınla tahrip edilmiş olan bu anıtsal yapının enkazında bulunan ve Maraş civarına lokalize edilen Mama Kralı Anum-hirbi’nin Kaniş’e gönderdiği bir mektubu içeren tabletten edinilen bilgilere göre bu saray, Kaniş kralı İnar’ın oğlu Warşama’ya aittir. Ayrıca, Kaniş’i zapteden Kuşşara Kralları Pithana ile oğlu Anitta’nın da bu sarayda hüküm sürdükleri anlaşılmıştır. Tabanı taş döşeli merkezi bir avluyu çeviren oda ve salonlardan oluşan bu saray, çağdaşı Eski Babil saraylarından etkilenerek inşa edilmiştir. Bu döneme kadar elde edilen kültür birikimi sonucunda ve bu dönemi takip eden zaman içinde, Orta Anadolu’da ilk kez merkezi bir otorite tesis edilecek, Anadolu’nun ilk devleti olan Hitit Devleti kurulacaktır.

İlk Hitit kralı olarak da bilinen Kral Anitta “Anitta metninde“, Kültepe’yi zaptettikten sonra, onu tahkim ettirdiğini, mabetler yaptırdığını belirtir. Gerçekten de, Tepe’nin batı kesiminde, 7. katta, aynı tekniğe ve plana göre inşa ettirdiği mabetlerden ikisi kazılarda açığa çıkarılmıştır. Kazılar sırasında, mabetlerin hemen yanında 2 ton ağırlığında işlenmemiş obsidyenin depo edildiği, dikdörtgen planlı bir yapı açığa çıkarılmıştır. Kutsal alandaki bu yapı, mabetlere veya saraya ait resmi bir depo binası olmalıdır. Salonun tabanında, üzerinde “é.gal A-ni-ta ru-ba-im” (Kral Anitta’nın sarayı) yazılı tunç bir mızrak ucu keşfedilmiştir. Bu mızrak ucu, Kral Anitta’nın tarihi kişiliğini kanıtlayan ilk orijinal belgedir.

Kültepe, Asur Ticaret Kolonileri çağı'nın sona ermesinden sonra, yaklaşık 800 yıl boyunca Demir çağı'na kadar iskan edilmiz. Demir çağı'nda veya Geç Hitit çağı'nda tepede inşa edildiği anlaşılan kabartmalı ortostadlarla süslü büyük binanın Asurlular tarafından tahrip edildiği, tasvirli blokların parçalandığı anlaşılmıştır. Kazılarda, hiyeroglifli stelin, tanrı, karışık varlık kabartmalarının ve arslan heykelinin küçük parçalarının daha sonra inşa edilen duvarlarda yeniden kullanılmış olduğu görülmüştür. Bu çağda Kültepe, büyük Tabal ülkesine bağlı prensliklerden birinin merkezi olmalıdır. Şehir Mö 10-8. yüzyıl arasında güçlü varlığını korumuştur.

Höyük’teki son iki kültür dönemini Helenistik ve Roma çağları temsil eder. Kültepe, bu çağlarda Kayseri’nin gölgesinde kalmış küçük, fakat müstahkem bir şehirdir. Helenistik çağ'a ait bezekli bir vazodaki atla panter avı sahnesi, Anadolu’da tek bir örnek olması açısından büyük önem taşımaktadır. Kültepe, Geç Roma çağının son safhasında terk edilmiş ve bir daha yerleşim alanı olmamıştır. Roma-Helenistik çağlarında Karum’un doğu kesimi mezarlık olarak kullanılmıştır.

Tepe’de ve Karum’da keşfedilen buluntulardan, Kültepe’deki yerleşimin MS 13. yüzyıla kadar devam ettiği anlaşılmaktadır. Karum’da satıh toprağının altında bulunan Selçuklu Sultanı II. Keyhüsrev’e (öl. 1211) ait bir sikke, Kültepe’de hem Kaniş hem de Karum alanında tespit edilen en geç dönem kalıntı ve buluntuların Selçuklu dönemine ait olduğuna işaret eder .

BULUNAN TABLETLERDEN öRNEK METİNLER

KAçAKçILIK:

Kaçakçılık ve benzeri suçlardan dolayı Asurluların hapse atıldıklarını biliyoruz. Mesela kaçakçılık yapmakla itham edilen tanınmış tüccar Puşu-ken ve yerel bir kralla aralarındaki ticarî bir meseleden dolayı anlaşmazlık çıkan Bazia adlı Asurlu hapse atılmıştır. Bazia bir mektubunda 10 aydan beri hapishanede yatmakta olduğunu belirterek, muhatabından, karumun kendisini kurtarması için krala bir elçi göndermesini rica etmektedir.

Kültepe tabletlerinde hapishane karşılığında kullanılan kelime kişerşum'dur. Metinlerde "hapishaneye atmak, hapishaneye girmek ve hapishanede kalmak" tabirleri geçmektedir. Açıkça anlaşıldığı üzere, daha tarihi devirlere girmeden önce Anadolu'da hapishaneler bulunuyordu. Bu da Eski Anadolu toplumunda, medeni toplumlara has, suçlunun hapishaneye konularak cezalandırılması anlayışının bulunduğunu göstermektedir.

BORç MUKAVELESİ

16 šeqel gümüşle ilgili, hafta ve sene tarihlemesi yapılmış bir borç mukavelesidir. Faiz oranı % 30 olarak belirlenen belgede alacaklı kimse “tüccar” olarak kaydedilmiştir. Tablette adı geçen her iki taraf ve şahitler Asurludur. Belge Eski Asur kralı II. Puzur-Aššur’un 5. hâkimiyet yılında düzenlenmiştir.

Tercüme: Kanaya’nın oğlu Adad-bani’nin mührü, Abubu’nun oğlu Enna-Su’en’in mührü, Lalum’un oğlu Dadaya’nın mührü. 16 šeqel saflaştırılmış gümüş Dadaya’nın üzerinden tüccar alacaklıdır. Elali’nin oğlu İnnaya’nın haftasından itibaren, 1 minaya ayda 1 1/2 šeqel (faiz) ilave edcek. ?ip’um ayı, İli-binanni’nin oğlu Aššur-nada’nın senesi. İster Asur’da ister Anadolu’da, nerede görüşürlerse, gümüşü ve faizini tartacak.

EV SATIŞI

Ev satışıyla ilgili düzenlenmiş bir mukaveledir. Evin satışından sonra ev üzerinde herhangi bir itiraz olması durumunda evi satanların sorunu çözecekleri ve 10 mina gümüş ödeyecekleri kaydedilmiştir.

Tercüme: Ašiaši, Kula, Gawa, Hanu, Walhašna ve Tunuman, Hašui; bu adamlar (ile) Ab-šalim’in tüccarı ve Ab-šalim evi sattılar ve (evi) Šalma-Aššur’un adına Puzur-Aššur ve Ennum-Aššur satın aldılar. Eğer ev üzerinde birisi hak iddia ederse, bu adamlar ve Ab-šalim (hesabı) temizleyecekler ve 10 mina gümüş tartacaklar. Adudu’nun oğlu Lulu’nun huzurunda, Dudubiala’nın oğlu Talia’nın huzurunda. 

KöLE SATIŞI

Anadolulu şahıslar arasında düzenlenmiş bir köle satış belgesidir. Tarmana İnar'ı, abisi ve annesinden 1/2 mina 7 1/2 šeqel gümüş karşılığında köle olarak satın almıştır. İnar'ın, Tarmana'nın evinde kötü muameleye maruz kalması durumunda, abisi ve annnesinin parayı iade ederek çocuğu geri alacakları hükme bağlanmıştır.

Tercüme: Tarmana İnar’ın fiyatı (olan) 1/2 mina 7 1/2 šeqel gümüşü onun (İnar’ın) büyük abisi Hašui’ye ve onun annesi Tarmana’ya tarttı ve onu satın aldı. Eğer Tarmana’nın evinde İnar’a iyi davranılmazsa (İnar orada memnun olmazsa) İnar Tarmana’ya 1/2 mina 7 1/2 šeqel gümüşü iade edecek ve (istediği yere) gidecek. Eğer ona iyi davranılırsa (memnun olursa) İnar Tarmana’nın kölesidir. Şahit Šipunahšuš, şahit köpekler âmiri Arnuman.

BORç öDEME

Külteppe'li kadın tüccar Madawada; Tamuria, Talia ve karısı Iatalka'dan 1 mina (yak. 1/2 kg) gümüş, yarısı arpa ve diğer yarısı buğday olmak üzere 30 çuval tahıl ve 60 ekmek alacaklıdır.

(Bu senet) Enna-Suen'in görev yılını takip eden sene, Sarratum (Şubat) ayı(nda),Ikuppia'dan sonra gelen Kaşşum görevlisinin haftasında (düzenlenmiştir); (borçlular borçlarını) tahılı orak tutma zamanına kadar vereceklerdir. Gümüşü ise hasat zamanına kadar tartacaklardır (ödeyeceklerdir). Eğer tartmazlarsa 1 minaya, 1/2 mina daha (gecikme faizi) ilave edeceklerdir.

Gümüş onların sağ olanlarının başlarında bağlanmıştır (borç ailenin sağ üyelerini de bağlar).  (Tahılı) Madawada'nın ölçü kabı ile ölçeceklerdir.

NAFAKA

İrad-Kubi'nin karısı Muati'den boşanması üzerine düzenlenmiş bir mukaveledir. İrad-Kubi boşanma parası, yani nafaka olarak karısına 15 šeqel gümüş vermiştir. Tarafların birbirine itiraz etmeleri durumunda 5 mina gümüş ödeyeceği ve öldürüleceği de kaydedilmiştir.

Tercüme: Happuala’nın mührü, Kubabad rahibi Peru’aššu’nun mührü, onun oğlu İlalianta rahibi Tarhiš’in mührü. İrad-Kubi (ve) Muati, koca ve karı, boşandılar. O (İrad-Kubi) onun (Muati) boşanma parası (nafaksı) olarak ona 15 šeqel gümüş verdi (ve) onlar boşandılar. Bir taraf fiğer tarafa itiraz etmeyecek. İtiraz eden 5 mina gümüş verecek ve onu öldürecekler. Kral Zuzu’nun ve rabi simmiltim İštar-ipra’nın hakimiyetinde. Lili[…]’nin cezası.

Prof. Dr. FİKRİ KULAKOĞLU

Ankara üniv.Dil Tar.ve Coğrafya

Fakültesi öğretim üyesi

 


Shared: